7 Şubat 2010 Pazar




























İtalya





Lise yıllarında en çok yapmayı istediklerim arasında bisikletle dünya turu vardı:)Tabii ki bunun evin yakınındaki köye bisikletle gitmek kadar kolay birşey olmadığını anlamam çok uzun zaman almadı.İlk yurtdışına çıkışım çok da planlı olmamıştı aslında.İtalyada yaşayan bir arkadaşmın bayram tatilinde davet etmesiyle Romaya adımımı attım.
Muhteşem şehir Roma.Yeditepe üzerine kurulmuş bir açıkhava müzesi.Sanatın,tarihin,kültürü
ün merkezi.Şehrin hikayesi,bir dişi kurt tarafından emzirilen ve daha sonra bir çobanın bulup büyüttüğü ikiz kardeşler Romus ve Romulus ile başlar.Hikayeye göre babaları savaş tanırısı Mars ve anneleri de Rhea'dır.Mars ve Rhea ya ekonomik sıkıntı içinde oldukarından olsa gerek yada evlenmeden ilişkiye girdiklerinden Romus ve Romulusu Palatino tepesinde terk ederler.Kardeşleri bulan dişi kurtun da çocuğu olmamaktadır.İkiz kardeşleri terk edilmiş olarak bulduğu zaman -tabii o zamanalr sosyal yardım kurumları da olmadığı için-kendi evlatlarıymış gibi büyütür.

Romus ve Romulus yetişkin bir delikanlı olduktan sonra bir iş kurmak isterler fakat banka kredisi çekemedikleri için bu hayallerini gereçkleştiremezler.Biz de bir şehir kuralım derler.Yer olarak da anne ve babalarının kendilerini terk ettiği Palatino tepesini seçerler.Fakat kimin kral olacağı konusunda karara varamadıklarından aralarında çıkan tartışma sonucunda Romulus Romusu öldürürŞehri tek başına kurar ve adını da kendi adından esinlenerek Roma koyar.Bütün bu olaylar İ.Ö 753 yıllarında gerçekleşmiştir.

Roma tarihi hakkındaki aydınlanmadan sonra gelelim benim Romadaki ilk günüme.Uçağın Fiumicino havaalanına inmesinden sonra havaalanına beni karşılamaya gelen arkadaşımla birlikte şehir merkezine trenle gittik.Sadece bir günümüz olduğu için vakit kaybetmeden gezi planımızı yaptık.Fazla vaktimiz olmadığı için en çok görmek istediğim yerleri belirledik.Güzel bir kahvaltının ardından ilk olarak şehrin en popüler yerlerinden biri olan İspanyol Merdivenleri(Piazza di Spagna)nin olduğu caddeye yürüyerek ulaştık.Burası belirli günlerde küçük çaplı konserlerin düzenlendiği,geç vaktilere kadar eğlencelerin sürdüğü bir buluşma mekanı.Yakınlardaki caddelerde Romanın en pahalı mağazaları var.
Biraz caddeyi dolaşıp ufak etefek hediyelik eşya alışverişinden sonra Aşk Çeşmesi'ne (Fontana Di Trevi)doğru yol aldık.Burası oldukça kalabalık bir yer.Herkes sağ eliyle sol omzunun üzerinden çeşmeye para atıp dilek diliyor.Her ne kadar doğru pozisyonu bulup çeşmeye parayı atıncaya kadar biraz zorlansam da sonunda başarmanın verdiği gururla gülümseyerek bu anı ölümsüzleştirdim:)(Bkz.yeşil kazaklı resim)

Öğleye doğru hem yorulmuş hem de acıkmıştık.Aşk Çeşmesinin yakınlarındaki hoş bir cafede birşeyler yedikten sonra Vatikan'a gitmek için otobüse bindik.Vatikan dünyanın en küçük ülkesi ve Katoliklerin merkezi.Etrafı yüksek duvarlarla çevrili ve çok iyi korunuyor.100 kişilik bir ordusu var.Bernini'nin tasarımını yaptığı San Pietro Bazilikası 324 yılında ilk Hırstiyan imparator Constantinus tarafından yaptırılmış.İçerisi büyüleyici bir görünüme sahip ve 389 merdivenle Bazilikanın en üst katına çıkıp Roma manzarası izlemek de bana göre yapılması gerekenlerden biri.
Vatikan ziyareti bittikten sonra akşam olup hava kararmaya başlamıştı.Sırada Napoli vardı.En çabuk ve konforlu şekilde hızlı trenle ulaşacağımızı düşünerek bilet makinalarından biletlerimizi aldık.Yerlerimizi bulup koltuklarımıza yerleştikten sonra çok uzun bir zaman geçmeden gözlerimin ağırlaştığını hissettim.Rüyamda evlerin balkonlarında çamaşırların eksik olmadığı daracık Napoli sokakalarında Sophia Loren'le karşılaştığımı görüyordum:)
Napoli,Pompei,Capri,Venedik ve Milano'yu da bir sonraki yazıma bırakıyorum.Saat 19.30 ve sabahtan beri aralıksız yağan yağmur yüzünden evden dışarı çıkamadım.Sanırım temiz havaya ihtiyacım var çünkü başım ağrımaya başladı.En iyisi çıkıp kısa bir yürüyüş yapmak.















Hiç yorum yok:

Yorum Gönder