11 Temmuz 2010 Pazar





AŞKIN TINILARI





Müzik..Duyguların en iyi ifade edilebildiği sanat dallarından biri...Şifa veren bir enerji...Her notanın ruhunuzda farklı bir noktaya dokunup,bu dokunuşların farklı yaşam anlarını gözünüzde canlandırmasıyla oluşan bir meditasyon....Bazen çoşturan,bazen sakinleştiren....





Bergama Asklepion'daki konserde,dünyaca ünlü opera sanatçıları Isabella Cals,Sylvie Valayre ve Nicholas Schukoff Mozart,Verdi,Puccini ve Bellini gibi sanatçıların eserlerinden aryalar söyledikleri zaman hissettiklerim bunlardı.Sanırım konserin tarihteki en ünlü şifa merkezlerinden biri olan ve müzikle tedavinin yapıldığı Asklepion da dinlemenin bunda etkisi vardı.Belkide ''Hekimlik Tanrısı''Asklepios'un ruhu antik tiyatroda bulunan herkese şifa enerjisinden dağıtmıştı.Konsere gelmeden önce şiddetli bir boğaz ağrısından konserin başlamasından hemen sonra kurtulmam şaşırtıcıydı.Teşekkürler Asklepios:)





Asklepion şifalı sularıyla da ünlü 5.yy da Bergamada kurulmuş bir antik şifa merkezi.Buraya gelen hastalardan iyileşemeyecek kadar kötü olanlar içeri alınmaz,diğerleri de önce şifalı sularla yıkanır,dua ederler ve telkinle rüya görmeleri sağlanırdı.Daha sonra görülen rüyaların yorumlanması,telkin,şifalı otlar ve müzik ile hastalar tedavi edilirdi.İyileşen hastalar tapınağı ziyaret ederek bağışta bulunurlar,ayrıca iyileşen organlarının küçük bir modelinide buraya bırakırlardı.

Büyüleyici bir konser,görülmeye değer bir yer....

28 Nisan 2010 Çarşamba



















Aşkın ve Romantizmin Şehri...






Napoli'den sabahın erken bir saati Venediğe gitmek için hızlı trenle yola çıktık.Bu arada belirtmeden geçemeyeceğim ben bu hızlı trenlere bayıldım.Bir an önce Türkiye'de de yapılmalı.Özellikle uzunyollar için çok konforlu ve rahat bir yolculuk imkanı veriyor.Hızlı trenle yola çıkmamıza rağmen aktarmalı olarak yaklaşık 8 saat sürdü yolculuğumuz.Seyahat boyunca lisedeki coğrafya derslerinde gördüğüm nehirleri,ovaları,dağları görmek ayrıca heyecan vericiydi.

Venediğe vardığımızda akşam olmak üzereydi.Yağmurlu bir Venedik karşıladı bizi.İlk gördüğümde çok etkilendim.Yıllardır adını duyduğum,filmlerde izlediğim masal şehirdeydim.Otelimize yerleşip akşam yemeğimizi yedikten sonra yol yorgunluğuyla erkenden uyuduk.Sabah şehir haritamızı alıp ilk olarak Venediğin merkezi olarak kabul edilen San Marco meydanına gittik.Buraya adını veren kiliseye Altın Kilisede deniliyor.Gece ve gündüz oldukça hareketli,birçok cafe ve rastoran var.Benim dikkatimi çeken bir başka şey de çok fazla sayıda güvercin olmasaydı.



Venedik bir kanallar şehri.Şehir 188 adacık ve 170 kanaldan oluşmuş.Ayrıca 400 e yakın köprü var.Bazı binaların girişi suların yükselmesine önlem olarak meyilli yapılmış.Fantastik bir şehir olmasına rağmen kışın burası nasıl olur diye düşündüğüm zaman içim karardı.Sokaklar daracık ve binalar yüksek,dolayısıyla binalar fazla güneş almıyor,sokaklar aydınlık değil.Ayrıca fazla yağmur alan bir şehir.Zaten kışın nüfusu belirgin ölçüde azalıyormuş hatta okuduğum bir yazıda yakında şehrin girişinin paralı olacağı yazıyordu.


San Marco meydanı ve kiliseyi gördükten sonra ikinci tarihi mekanımız Çan kulesi Kampalin oldu.Kulenin yüksekliği 99 metre ve bütün Venediği çok rahat bir şekilde seyredebiliyorsunuz.Rialto köprüsü ise Büyük Kanalı izleyebileceğiniz en ideal yer.Oldukça hareketli ve çevrede alışveriş yapabileceğiniz pek çok dükkan var.Murano ise Venedik'te cam işçiliğiyle ünlü bir ada.Hatta bu işçiliğin yayılmaması için ustaların aileleriyel birlikte adadan çıkmalarına izin verilmiyormuş.
Venedik tatilimiz 3 gün sürdü ve dönerken aklımda neredeyse her 20 dakikada bir otelin önünden geçen gondollerların söyledikleri aryalar kalmıştı.Venediğin sembolü olan gondollar bu muhteşem şehrin romantizmini tamamlıyorlar ve kendinizi sanki bir film sahnesindeymiş gibi hissetmenize neden oluyorlar.







23 Mart 2010 Salı

Capri














Capri adası İtalyanın güneyindeki Sorrento yarımadasının 5 km kadar güneyinde bulunan çok şirin bir ada.Limon ağaçları,kayalıkları,muhteşem vilları,patikaları ile tipik bir Akdeniz adası.Napoliden feribotla kolaylıkla gidilebiliyor,feribot yolculuğu yaklaşık 45 dakika ile 1 saat arası sürüyor.



Adaya vardığnızda,merkeze otobüsler yada finükeler ile ulaşabiliyorsunuz.Ve harika bir manzara sizi bekliyor.Capri adasının ünlü kayalarını da buradan görebiliyorsunuz.Özellikle yazları ada çok kalabalık ve kışa göre daha pahalı oluyor.

Adada şatoalar ve villar çok gözalıcı.Hala önemli bir tatil merkezi ama bir zamanalar ünlü sanatçıların,edebiyatçılarında sık sık uğradığı bir yer.Sophia Loren'in de tatillerini burada geçirdiği söyleniyor.Rus yazar Maksim Gorki'nin sürgün((!) yıllarını geçirdiği ev de Capride.Ev sağ taraftan Akdenizi görürken solda Caprinin Faraglioni denilen kayalıklarını görüyor.(Ben de sürülmek istiyorum:)

Capri merkezde ünlü markaların mağazalarını da görmek mümkün.Yüzmek istiyorsanız aşağıda limanda yada otellerin yakındaki bir koyda denize girilebiliyor.Biz gezimiz sona erdikten sonra feribot saatini beklerken limanda biraz yüzdük.

Karnımız iyice acıkıp yemek molası verdiğimizde ise balık ve deniz ürünlerini tercih ettik.Limonçello ise ilk defa Capride denediğim limon ve %30 alkoldan oluşan çok haifif bir içki.Tam benim damak tadıma uygun bir içkiydi.

Capride en çok aklımda kalan anlardan biri ise adanın merkezien doğru bir patikadan yürürken Temmuzun ortasında aniden başlayan yaz yağmuru oldu.O kadar şaşırdım ki o günün en güzel sürprizi ve hediyesi olarak düşündüm:)
Dönüş vakti geldiğinde canın hiç ayrılmak istemedi.İnsanın yaşamayı isteyebileceği harika doğası ve iklimi olan bir yer.Görülecek yerler listesine de eklenmeli.


28 Şubat 2010 Pazar



zamanın donduğu şehir










Pomepi'ye trenle yada feribotla gidilebiliyor.Biz feribotla gitmeyi tercih ettik.Yolculuk yaklaşık 30 dakika sürdü.Limanda indikten sonra asıl kalıntıların olduğu bölgeye gidebilmek için taksi ararken bir özel araba bizi bırakabileceğini söyledi.

Pompei de yaklaşık 2000 yıl önce patlayan Vezüv,şehrin birkaç saat içinde lavlar altında kalmasına neden olmuş.Kaçanlar olsa bile,insanların pek çoğu olduğu yerde kalıp taşlaşmış.Hatta 2000 yıl önce fırındaki ekmeği,insanların yüzündeki acı ifadesini görebiliyorsunuz.Bazılarına göre,bu patlama eğlence,sefahat düşkünü olan halka Tanrının bir cezası.Bana göre ise hiçbir doğa olayı felaket değildir,sadece insanların tedbirsizliği ve akılsızlığı felaket olmasına neden olur.Pompei'de daha önce birkaç sarsıntı ve kül yağmuru olmasına rağmen insanlar bunu önemsememişler ve normal yaşantılarına devam etmişlerdir.


Pompei 18 kmlik bir alanda yer alan bir antik şehir...Ve herşeyin lavların latında kalmasıyla yaklaşık 2000 yıl öncesinde insnaların günlük yaşantılarındaki halini görebileceğinizi zamanın donduğu bir şehir...Görülmeye değer.





18 Şubat 2010 Perşembe


Gelincikler açmalı tarlalarda

Güneş parlamalı çiğ damlalarında

Rüzgar esince deli deli

Senin kokunu getirmeli...




Bu gece bir başka güzeldi

Saklambaç oynadı ay benimle

Kah siyah bir bulutun arkasına gizlendi

Kah yüksek bir tepenin ardından gülümsedi



Paylaşmak ister gibiydi birşeyleri

Anlattım ona acıları,sevgileri,ümitleri

Sessizce dinlerken beni bir bulutun önünde

Yağmur damlaları yıkadı penceremi



Aydınlatrıken gökyüzünü bir kandil gibi,

Bulutlar sanki ışıktan bir danteldi

Sonra birden kayboldu,simsiyah oldu göküyüzü

Biliyordum,yarın gece yine gelecekti...










Sırayla çıkıyorlar


Gökyüzündeki masmavi piste


Sonra tutuşup elele


Dans ediyorlar döne döne

Bembeyaz elbiseli,

Güzelim kar çiçekleri

Güneş çıkıncaya kadar sürer

Kısacık ömürleri.

11 Şubat 2010 Perşembe










Napoliye giden trende yorgunluğun uykuya dönüştüğü andan sonra gözlerimi açtığımda şehre varmamıza az kalmıştı.Tren istasyonuna geldikten sonra metroyla şehir merkezine ulaştık.Şehir merkezinde ilk dikkatimi çeken şeylerden biri de otomobiller oldu.Pek çoğunun bir tarafı hasarlıydı.Bir de trafik kurallarına uyma konusunda kendimizi eleştiririz diye düşündüm.Bizden beterleri de varmış!.Şehirde birkaç gün geçirdikten sonra bu düşüncemde ne kadar haklı olduğu anladım.Napoli'de yaya hakkı diye birşey yok.Geçiş hakkı yaylara olduğu zaman bile,adımınız atmadan önce çok dikkatli olmanız gerekiyor.Yoksa burnunuzun dibinden sinek vızıltısı gibi geçen bir motorun tekerlekleriyle haşır neşir olabilirsiniz.



Napoli Vezüv dağının eteklerine yakı bir yerde kurulmuş bir şehir.Napoli halkı,her an yeni bir volkanik patlamanın olabileceği korkusuyla yaşıyorlar.İzlediğim bir belgeselde,yeni bir patlamanın olması durumunda tüm şehrin sadece dakikalar içinde lavlar altında kalacağı söyleniyordu.Tıpkı bir zamanlar Pomepi'ye olduğu gibi.Belkide ölüme bu kadar yakın olmak,Napolileri kuralsız,günü yaşayan,keyfine düşkün insanlar yapıyordur.Hatta o derece ki,öğle saatlerinde marketler bile saat 13 ile 16 arası kapalı .akşam 19 dan sonra yemek yiyecek bir restaurant bulmanız biraz şansınıza kalmış.



Tabiki pizza.İtalyanların ünlü pizzasının asıl oratya çıktığı yer Napoli.250 yıl önce,fırıncılar fakir halk için,ince hamurun üzerine basit malzemeler ekleyerek pişiriyorlardı pizzayı.Hikayeye göre,kraliçe Margaritha Napoli'ye, sarayına geldiğinde mükellef hazırlanmış sofraya rağmen canı pizza yemek istemiş.Fakat bu, saray sofrasında akla gelebilecek en son şeymiş.(Kraliçe kaprsi işte)ne yapıp ne edip Napoli'nin en iyi pizzacısını bulup saraya getirmişler.Kraliçe pizzayı çok beğenmiş,özellikle İtalyanların ünlü peyniri mozeralla ve fesleğenle hazırlanmış olanı.Ahçıya adını sorduğunda, heyecandan birşey aklına gelmeyen ahçı,''sizin onurunuza Margherita adını verdim majesteleri'' diye cevap vermiş.
İzmir'e benzeyen merdivenli sokaklarında dolaşırken ise sanki Hatay semtinde teyzemlere gidiyormuş gibi hissettim.Daracık sokak aralarında,balkonlardan sarkan çamaşırlar hemen göze çarpan dikkat çekici manzaralardı.Napolideki gezimizi tamamlayıp Pompei'ye giden feribota bindiğimizde ise Napoli bende hoş ve güzel bir seda bırakmıştı.









7 Şubat 2010 Pazar




























İtalya





Lise yıllarında en çok yapmayı istediklerim arasında bisikletle dünya turu vardı:)Tabii ki bunun evin yakınındaki köye bisikletle gitmek kadar kolay birşey olmadığını anlamam çok uzun zaman almadı.İlk yurtdışına çıkışım çok da planlı olmamıştı aslında.İtalyada yaşayan bir arkadaşmın bayram tatilinde davet etmesiyle Romaya adımımı attım.
Muhteşem şehir Roma.Yeditepe üzerine kurulmuş bir açıkhava müzesi.Sanatın,tarihin,kültürü
ün merkezi.Şehrin hikayesi,bir dişi kurt tarafından emzirilen ve daha sonra bir çobanın bulup büyüttüğü ikiz kardeşler Romus ve Romulus ile başlar.Hikayeye göre babaları savaş tanırısı Mars ve anneleri de Rhea'dır.Mars ve Rhea ya ekonomik sıkıntı içinde oldukarından olsa gerek yada evlenmeden ilişkiye girdiklerinden Romus ve Romulusu Palatino tepesinde terk ederler.Kardeşleri bulan dişi kurtun da çocuğu olmamaktadır.İkiz kardeşleri terk edilmiş olarak bulduğu zaman -tabii o zamanalr sosyal yardım kurumları da olmadığı için-kendi evlatlarıymış gibi büyütür.

Romus ve Romulus yetişkin bir delikanlı olduktan sonra bir iş kurmak isterler fakat banka kredisi çekemedikleri için bu hayallerini gereçkleştiremezler.Biz de bir şehir kuralım derler.Yer olarak da anne ve babalarının kendilerini terk ettiği Palatino tepesini seçerler.Fakat kimin kral olacağı konusunda karara varamadıklarından aralarında çıkan tartışma sonucunda Romulus Romusu öldürürŞehri tek başına kurar ve adını da kendi adından esinlenerek Roma koyar.Bütün bu olaylar İ.Ö 753 yıllarında gerçekleşmiştir.

Roma tarihi hakkındaki aydınlanmadan sonra gelelim benim Romadaki ilk günüme.Uçağın Fiumicino havaalanına inmesinden sonra havaalanına beni karşılamaya gelen arkadaşımla birlikte şehir merkezine trenle gittik.Sadece bir günümüz olduğu için vakit kaybetmeden gezi planımızı yaptık.Fazla vaktimiz olmadığı için en çok görmek istediğim yerleri belirledik.Güzel bir kahvaltının ardından ilk olarak şehrin en popüler yerlerinden biri olan İspanyol Merdivenleri(Piazza di Spagna)nin olduğu caddeye yürüyerek ulaştık.Burası belirli günlerde küçük çaplı konserlerin düzenlendiği,geç vaktilere kadar eğlencelerin sürdüğü bir buluşma mekanı.Yakınlardaki caddelerde Romanın en pahalı mağazaları var.
Biraz caddeyi dolaşıp ufak etefek hediyelik eşya alışverişinden sonra Aşk Çeşmesi'ne (Fontana Di Trevi)doğru yol aldık.Burası oldukça kalabalık bir yer.Herkes sağ eliyle sol omzunun üzerinden çeşmeye para atıp dilek diliyor.Her ne kadar doğru pozisyonu bulup çeşmeye parayı atıncaya kadar biraz zorlansam da sonunda başarmanın verdiği gururla gülümseyerek bu anı ölümsüzleştirdim:)(Bkz.yeşil kazaklı resim)

Öğleye doğru hem yorulmuş hem de acıkmıştık.Aşk Çeşmesinin yakınlarındaki hoş bir cafede birşeyler yedikten sonra Vatikan'a gitmek için otobüse bindik.Vatikan dünyanın en küçük ülkesi ve Katoliklerin merkezi.Etrafı yüksek duvarlarla çevrili ve çok iyi korunuyor.100 kişilik bir ordusu var.Bernini'nin tasarımını yaptığı San Pietro Bazilikası 324 yılında ilk Hırstiyan imparator Constantinus tarafından yaptırılmış.İçerisi büyüleyici bir görünüme sahip ve 389 merdivenle Bazilikanın en üst katına çıkıp Roma manzarası izlemek de bana göre yapılması gerekenlerden biri.
Vatikan ziyareti bittikten sonra akşam olup hava kararmaya başlamıştı.Sırada Napoli vardı.En çabuk ve konforlu şekilde hızlı trenle ulaşacağımızı düşünerek bilet makinalarından biletlerimizi aldık.Yerlerimizi bulup koltuklarımıza yerleştikten sonra çok uzun bir zaman geçmeden gözlerimin ağırlaştığını hissettim.Rüyamda evlerin balkonlarında çamaşırların eksik olmadığı daracık Napoli sokakalarında Sophia Loren'le karşılaştığımı görüyordum:)
Napoli,Pompei,Capri,Venedik ve Milano'yu da bir sonraki yazıma bırakıyorum.Saat 19.30 ve sabahtan beri aralıksız yağan yağmur yüzünden evden dışarı çıkamadım.Sanırım temiz havaya ihtiyacım var çünkü başım ağrımaya başladı.En iyisi çıkıp kısa bir yürüyüş yapmak.















5 Şubat 2010 Cuma

Merhaba:)

Merhaba,

Üniversitede fizik okuduğum yıllarda Einsetin'in bir sözünü her zaman görebileceğim bir yere asmıştım.

''Hayalgücü bilgiden daha önemlidir.''


Daha sonraki yıllarda bu sözü pek çok kez doğruladım.Hayallerimin peşinden koşup onları yakaladıkça yaşamın içinde hissettim kendimi.Bu hayallerin bazıları gerçekleşmesi güç gibi görünse de bazıları da birçok insanın kolaylıkla yapabileceği şeylerdi.Şu anda pek çoğunu gerçekleştirmiş olmanın mutluluğu içindeyim.Bunlardan biri de yazarak paylaşmaktı.Gezdiklerimi,gördüklerimi,yaşadıklarımı,okuduklarımı,izlediklerimi...


Bu hayalimi gereçkleştirmemde yardımcı olan sevgili arkadaşım kurtlukitap'a teşekkürlerimi bir borç bilirim:)

Keyifli paylaşımlar dileğiyle...